​Yerli malı

Yerli malı Türkün malı Her Türk onu kullanmalı


​Yerli malı

Her sene okullar açılıp, çocuklar derslere iyice alıştıktan sonra, kış başlarında bir gün, sınıflara sevinç düşerdi. Çocuklar çığırarak koşarlardı analarına: Anne, yerli malı haftasını kutlayacağız! Öğretmenimiz evlerimizden yemiş getirmemizi istedi. Eh, iş güç çok olsa da evlatlarının hatırını kıracak değildi ya analar. Kimisi bağından bahçesinden kopardığı elma armut, erik ile şen ederdi çantaları, kimisi sac başına geçip kavurga kavurup, mısır patlatarak. Kimisinin annesi avlunun bir köşesinde bulunan taş fırını yakıp kete pişirirdi. Kimi anne tavuğunun -sarısı sarı, beyazı beyaz gibi olan- çift sarılı yumurtasını haşlardı çocuğunun azığı için, kimisi de dut kurusunu, pestili, cevizi çıkın ederdi. Adını andığımız yıllarda okul servisi denilen kavramın adı bilinmez, okul yolları gururla, sevinçle arşınlanırdı. Büyüklerin küçükleri kolladığı, siyah önlük-beyaz yakalı, ablasının abisinin küçülmüşünü giymekten gocunmayan ufaklıkların sokaklarda koşturdukları dönemlerdi. Öğrenciler cıvıltılı sesleriyle yolları doldurur, çamur yağmur demez, minik ayaklarıyla şenlendirirlerdi sokakları. Her gün okula coşkuyla gidilirdi gidilmesine lakin son seferki daha da özel olurdu; çünkü yerli malı haftasıydı. Bu güne özel hazırlanmış çantalardan, sepetlerden nefis kokular yükselirdi burunlara. Öğretmenlerin de iştirakiyle sıraların üstüne dizilirdi evlerden getirilenler. Irak yerlerden, sıcak diyarlardan gelen portakalların, narların, -sonraları muzların- bir iki sıraya ancak düştüğü, ama onlarsız yerli malı haftası düşünülmeyen zaman dilimleriydi bu anlar. Çarşıdan alınırken bir tane, sınıfa girince bin tane olan nardan ve diğerlerinden herkes tadardı. Kâğıt peçetenin adı bilinmez, Almanyadan, bir ahbaptan hediye gelmiş bir paket kâğıt mendil senelerce saklanırdı. Yerli malı kutlanacağı gün öğrencilerin kimisi mendil sererdi tabağının altına, kimisi kenarı annesi tarafından maydanoz yaprağı, sıçandişi ya da şeftali pürü modellerinde oyalanmış peçete, kimisi de gazete kâğıdı. Varlıklı olanla, dar gelirlinin çocuğu aynı kaptan yer, paylaşmanın lezzetine varırlardı. Kimi idealist öğretmenlerin önderliğinde yerli malını teşvik maksadıyla çeşitli programlar tertip edilir, şiirler hazırlanırdı. Öğrencilerin bir kısmı meyve kılığına sokulur, konuyla ilgili şarkı söylettirilirdi. Büyük küçük herkese, mümkün mertebe yerli mala para verme alışkanlığı aşılanmaya çalışılırdı. Demirin, bakırın, kromun ülkemizin nerelerinden çıktığı, buğdayın, incirin, tütünün, balığın, üzümün nerelerde yetiştiği herkes tarafından bilinir ve bir çırpıda gururla sıralanırdı. İstiklâl Marşı okunurken göğüsler dolar dolar boşalır, al bayrak her şeyden üstün tutulurdu. Vatan toprağı aziz, yurtta kalan döviz kutsal sayılırdı. Sıkıntılı olanın sıkıntısını uluorta anlatmadığı, kanaatin erdem kabul edildiği, tasarruf etmenin vatani görevden sayıldığı zamanlardı. Evlerde ebeveynler, okullarda öğretmenler müdürler, sıkı sıkıya tembih ederdi: Açık lambalar kapatılmalı, kâğıt parçaları yere atılmamalı, bir iğne boyundan fazla iplik ziyan edilmemeli, ekmeğe hürmet edilmeli, yamalı değil kirli gezmekten utanmalı vs. Harfiyen uyulurdu bu tembihlere. Kimse gocunmazdı. Komşuma bin ver, bana bir ver duası gönül rahatlığıyla edilirdi. Eskimeden yenisini almak kimsenin aklının ucundan geçmezdi. Herkes içinde bulunduğu durumu kabullenir, komşusuna, akrabasına heveslenmeyi düşünmez, kış nasıl gelirse, yorganını ona göre örtünürdü. Kullan, at! sloganı beyinlere yerleşmemişti. Aile Bakkaliyesinden yapılan ufak alışverişlerle haneler şenlenirdi. Teldolaplı evlerde, soğuk çehreli market raflarının verdiği bolluktan ziyade bereket olurdu. Çorba deyince tarhana akla gelir, içecek deyince kahve ile demli çay hatırlanırdı. Öyle ya da böyle malûm hafta her yılın 12-18 Aralıkı arasında, hakiki yerli mallarıyla, coşkuyla gururla, şevkle kutlanarak gelir geçer, hafızalara mümkün mertebe yabancı mal kullanmama, yerli olana kucak açma ile yerleşirdi. İlkokulu bitireli çok oldu. Çocuklar da bitireli çok oldu. Neden mi yerli malı? O yıllardan kalan, hâlâ da aynı duyguları taşıdığım ruh halinden ve bir takım durumlar yüzünden içlenişimden dolayı...